26 Temmuz 2013 Cuma

NAKŞİBENDî YOLUNUN ESASLARI
 133. Sayı
 Ocak 2012
Nakşibendî yolunun Pîri, Bahauddin Nakşibend kuddise sirruh, yolunun esaslarını şöyle anlatmışlardır:

Bizim yolumuz, Allah Teâlâ’nın gösterdiği kurtuluş yoludur. Çünkü bu yol, Sünnet’e uymak ve Ashab-ı Kiram’a tabi olmaktır. Bu sebeple yolumuzda az zamanda çok kazanç elde edilir.
 
Yolumuz, sohbet ve muhabbet yoludur. Sahabe-i Kiram’ın yolunun sohbet olduğu gibi... Hayır ve bereket, beraberliktedir; beraberlik de sohbetle olur. Yalnızlığa (inzivaya) çekilmekte şöhret tehlikesi de olabilir, şöhret ise afettir.

Üç asıl edeb

Bizim yolumuzda olan kimselerin şu üç şeye dikkat etmesi gerekir:

Birincisi; Allah Teâlâ'ya karşı edeptir. Yani, zahiri ve batını ile tamamen kulluk içinde olmalı, Allah Teâlâ'nın bütün emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınmalı, Allah Teâlâ'dan başka her şeyi gönülden çıkarmalı ve nimetleri, Allah yolunda seferber etmelidir.

İkincisi; Resulullah sallallâhu aleyhi veselleme karşı edeptir. Bu da ibadet, muamelât ve bütün davranışlarda, O'na muhabbetle uymakla olur.

Üçüncüsü; seni irşat etmesi için intisap ettiğin Mürşide, Allah Dostuna karşı edeptir.

Yediklerimize dikkat!

Yenilecek bir gıda, bir yiyecek, her ne olursa olsun gafletle, öfke ile veya istemeyerek hazırlanmış ve tedarik edilmişse onda hayır ve bereket yoktur. Zira, ona nefis ve şeytan yol bulmuştur. Böyle bir yiyeceği yiyen kimsede, mutlaka feyiz ve huzurunu bozacak bir netice meydana gelir. Gaflete dalmadan yapılan ve Allah Teâlâ'yı düşünerek yenen helâl ve halis yiyeceklerden hayır meydana gelir.

İnsanların halis ve salih ameller işlemeye muvaffak olamamalarının sebebi, yemede ve içmede harama, şüpheli şeylere ve kul haklarına dikkat etmemelerindendir.

Her ne hal olursa olsun; bilhassa namazda huşu ve huzur hâlinde bulunmak, zevkle ve gözyaşı dökerek namaz kılabilmek, helâl lokma yemeye ve yemeği Allah Teâlâ'yı hatırlayarak pişirip O'nun huzurunda imiş gibi yemeye bağlıdır. Vücudu haram lokma ile beslenmiş olan bir kimse, namazdan bir neşve (zevk) duyamaz.

Hakiki namaz için…

Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemin: “Namaz, müminin miracıdır” (Suyûtî, Şerhu İbn-i Mâce, I, 313) ifadesinde hakiki namazın derecelerine işaret vardır. Namaza duran kimsenin, iftitah tekbirini söylerken, Allah Teâlâ'nın azametini, yüceliğini düşünerek, huşu ve huzur hâlinde olması gerekir. Öyle ki, bu hâlini istiğrak (yani, Allah-u Zülcelal’in nurlarına gark olarak kendinden geçme; Allah’tan başka hiç bir şeyi düşünmeme) hâline eriştirmelidir. Bu halin zirvesi, Resulullah sallallahu aleyhi vesellemdedir.

Kelime-i Tevhid’i zikretmenin hakikati

“Lâilâhe illâllah” kelimesini söylemenin hakikati, Allah Teâlâ’dan başka ne varsa hiçbirini kalpte put hâline getirmemektir.

Veliliğin yolu

İslâm dininin hükümlerini îfâ etmek, yani emirleri yapıp yasaklardan sakınmak; haramları, şüpheli şeyleri, hatta mübahların fazlasını terk etmek, ruhsatlardan uzak durmak, mübahları zaruret miktarınca kullanmak, tamamen nur ve safadır. Aynı zamanda evliyalık derecelerine kavuşturan bir vasıtadır. Velayet derecelerine bunlarla ulaşılır.

Uzak kalanların hepsi, bunlara dikkat etmediklerinden uzak kalırlar ve kendi arzularına uyarlar. Yoksa Cenab-ı Hakk’ın feyzi her an gelmektedir…

İhlâs, sadakat ve niyet makamı

Allah-u Zülcelal’in rızasını talep ederek huzurla yapılan ibadet, manasında eriyerek yapılan zikir, harflerin hakkını vererek okunan Kur’an, nefsi kahredecek amellerin başında gelir. Bu ameller ile nefse karşı yapılan cihad, ihlâs makamıdır. Bu amelleri yaparak, nefsin sataşmasından Allah-u Zülcelal’e sığınmak, sadakat makamıdır. Sadece nefisten değil, dünyadan ve her şeyden sırrı kurtarıp Allah-u Zülcelal’e vermek, niyet makamıdır.

Seyda Muhammed Konyevî, Nefse Hitap, Reyhanî Yayınları.
GÜLİSTAN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder